DOLAR 31,1868 0.13%
EURO 33,7451 -0.21%
ALTIN 2.030,87-0,09
BITCOIN 18509345,16%
İstanbul

PARÇALI AZ BULUTLU

13:22

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

  • ENSONHABER
  • EXPRESS
  • ENSONHABER
  • EXPRESS
  • ENSONHABER
  • EXPRESS
  • ENSONHABER
Ayetel Kürsi Arapça ve Türkçe Okunuşu, Anlamı, Tefsiri | Ayetel Kürsi dinle | Ayetel Kürsi’nin 18 fazileti nelerdir?
  • ENSONHABER EXPRESS
  • İslam Dini
  • Ayetel Kürsi Arapça ve Türkçe Okunuşu, Anlamı, Tefsiri | Ayetel Kürsi dinle | Ayetel Kürsi’nin 18 fazileti nelerdir?

Ayetel Kürsi Arapça ve Türkçe Okunuşu, Anlamı, Tefsiri | Ayetel Kürsi dinle | Ayetel Kürsi’nin 18 fazileti nelerdir?

Ayetel Kürsi milyonlarca Müslüman tarafından günde defalarca okunan bir ayettir. Burada Ayetel Kürsi'nin 18 faziletinden bahsettik. Ancak tüm müminlerin malumudur ki bu ayet-i kerimenin faziletleri saymakla bitmez. Yüce Allah ile kulları arasında adeta bir köprü görevi gören Ayetel Kürsi'yi bilmek, okumak ve anlamak her Müslüman için kutlu bir vazife olmalıdır. Ayetel Kürsi'nin Arapça ve Türkçe okunuşu, meali/anlamı ve tefsirine hemen buradan ulaşabilirsiniz.

ABONE OL
23 Ağustos 2023 01:08
Ayetel Kürsi Arapça ve Türkçe Okunuşu, Anlamı, Tefsiri | Ayetel Kürsi dinle | Ayetel Kürsi’nin 18 fazileti nelerdir?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ayetel Kürsi, Kuran-ı Kerim’in ikinci ve en uzun sûresi olan Bakara Sûresi’nin 255. ayetidir. Bu ayet, Kuran-ı Kerim’in Müslümanlar arasında en çok okunan kısımlarından biridir.

Kuran-ı Kerim’in birinci sûresi Fatiha Suresi olup bu sûre sadece 7 ayettir. İkinci Sûre ise 286 ayetten oluşan Bakara Sûresi’dir. Bakara Sûresi’nin 255. ayeti olan Ayetel Kürsi, Müslüman bireylerin ezberlediği ve günlük tekrar tekrar okuduğu bir ayettir.

Bu ayet-i kerime anlamı bilinerek okunduğunda Müslümanın kalbine huzur ve ferahlık verir. Çünkü mümin erkekler ve mümin kadınlar bu ayet sayesinde Allah’ın her daim her yerde olduğunu ve O’nun gücünün her şeye yetebileceğini tekrar tekrar hatırlar.

Ayetel Kürsi Arap Alfabesi ile Yazılışı – Türkçe Okunuşu – Meali

ayetel kürsi okunuşu ve meali - anlamı
Ayetel Kürsi Arap Alfabesi ile (Resimli hali)

Ayetel Kürsi Arapça okunuşu

Bismillahirrahmânirrahîm.

  1. Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm,
  2. lâ te’huzühu sinetün velâ nevm,
  3. lehu mâ fissemâvâti ve ma fil’ard,
  4. men zellezi yeşfeu indehu illâ bi’iznih,
  5. ya’lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm,
  6. velâ yü-hîtûne bi’şey’im min ilmihî illâ bima şâe
  7. vesia kürsiyyühüssemâvâti vel’ard,
  8. velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.

Ayetel Kürsi Anlamı/Meali

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. O hayydır , kayyûmdur (daima yaşayan, daima duran, bütün varlıkları ayakta tutandır.)
  2. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama.
  3. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur.
  4. O’nun izni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?
  5. O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (Hiçbir şey O’na gizli kalmaz.)
  6. O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar, O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
  7. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır,
  8. onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.

Ayetel Kürsi dinle – Kabe İmamı Nasser El Qatami okuyor

Ayetel Kürsi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اَللهُ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي اْلاَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلاَّ بِاِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ اِلاَّ بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَلاَ يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Ayetel Kürsi Arap Alfabesi ile

Ayetel Kürsi okumanın faziletleri nelerdir? Ayetel Kürsi’nin faydaları

  1. Ayetel Kürsi okunan bir eve kesinlikle şeytan giremez. Yani bu ayet-i kerimeyi okuyan müminler evini şeytanın şerrinden korumuş olur.
  2. Gece yatmadan önce okuyan kimse hem kendini hem de ailesini her türlü kaza ve belaya karşı güven içine almış olur.
  3. Sıkıntı ve darlık zamanlarında okuyan kimse Allah’ın izni ve inayeti ile o sıkıntı ve darlıktan kurtulup rahata kavuşur.
  4. Ayetel Kürsi okunan bir evde büyü tutmaz.
  5. Ayetel Kürsi okumayı alışkanlık haline getiren Müslüman bireyin geçmişte işlemiş olduğu günahlar bağışlanır. Yüce Allah, bu ayeti okuyan kişiye her türlü hayır kapısını açar.
  6. Nazar ve göze gelme gibi durumlarda okunduğunda bu hususta var olan sıkıntı ortadan kalkar. Özellikle Nazar Duası ile birlikte okunması kişiyi her türlü nazara karşı güvenceye alır.
  7. Bu ayeti okuyan kimseyi melekler çevreler. O gün boyunca meleklerin koruduğu bu kişiye hiçbir bela ya da musibet isabet etmez.
  8. Para, mal ve mülk ile ilgili okunduğunda orada bereket olur ve bolluk artar. Bu nedenle, iş yerine girilirken, dükkan açılırken ve herhangi bir işe başlarken okunması tavsiye edilir.
  9. Her namazdan sonra okuyan kişiye cennetin sekiz kapısı açılır ve bu kişi dilediği kapıdan cennete girer.
  10. Bu ayeti okuyan kişinin tüm arzuları yerine gelir. Bu kişinin cesareti artar. Halk arasında sevgi saygısı ve itibarı çoğalır. İstediği makama ulaşır. Hiç kimse ona zarar veremez.
  11. Hastalıklara karşı en etkili şifa kaynaklarından biridir. Hasta olan kişi okursa ya da hasta için okunursa hasta olan kimsenin rahatsızlıkları Allah’ın izniyle hafifler. Acı çeken hastaların daha hızlı şifa bulmasına vesile olur.
  12. Kaygı, stres ve depresyon gibi ruhsal rahatsızlıklara karşı okunduğunda kişinin kalbine huzur ve ferahlık verir.
  13. Ayetel Kürsi okuyan kişi gece kabus gibi sorunlardan muzdarip olmaz.
  14. Bu ayet, okuyan kişiyi haset, kin ve öfke gibi kötü duyguların esiri olmaktan kurtarır.
  15. Hz. Muhammed, Übey b. Kâ‘b’a “Allah’ın kitabından hangi âyet en büyüğüdür” diye sorup “Âyetü’l-kürsî’dir” cevabını alınca onu tebrik etmiştir (Müslim, “Müsâfirîn”, 258).
  16. Yine Übey’in hurmasına şeytana tâbi bir cin musallat olmuş; vermeyi, dağıtmayı seven Übey’i bundan vazgeçirmek üzere hurmayı aşırmaya başlamıştı. Übey mahlûku takip ederek yakaladı. Garip bir şekli vardı. Onunla konuşunca kimliğini ve maksadını anladı. Kendilerinden nasıl kurtulabileceğini sorunca “Bakara sûresindeki kürsü âyeti ile” dedi ve ekledi: “Onu akşamda okuyan sabaha kadar, sabahta okuyan akşama kadar bizden korunmuş olur.” Sabah olunca Übey durumu Hz. Peygamber’e aktardı. Resûlullah, “Habis doğru söylemiş” buyurdu.
  17. Buhârî’de de Ebû Hüreyre’den naklen yukarıdakine yakın bir rivayet vardır. Hz. Peygamber’e hadiseyi anlatınca şeytan olduğunu öğrendiği hırsız Ebû Hüreyre’ye şöyle demiştir: “Yatağına yatınca Âyetü’l-kürsî’yi oku, devamlı olarak Allah’tan bir koruyucun olacak ve sabaha kadar sana şeytan yaklaşamayacaktır.”
  18. Ölmüşlerin ruhu için okunursa Yüce Allah Ayetel Kürsi hürmetine o ölmüş kişinin kabrini genişletir ve makamını yükseltir. Ayrıca okuyan kişi de sevap kazanır.
ayetel kürsi ve kabir azabı - ayetel kürsi'nin faziletleri - ayetel kürsinin faydaları

Ayetel Kürsi’nin tefsiri (yorumlanıp açıklanması)

İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’l-kürsî” adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri sebebiyle dikkat çekmiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır.

Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l-kürsî de –onlardan daha geniş ve detaylı olarak– bu özelliği taşımaktadır. Bir önceki âyette peygamberlerin getirdiği bunca âyet ve “beyyine”ye (imana götüren işaret ve delil) rağmen insanların ihtilâfa düştükleri, kiminin küfrü kiminin imanı tercih ettiği zikredilmişti.

İnsanı imana götüren deliller, aklını kullanarak üzerinde düşüneceği “kendisinde ve yakından uzağa çevresinde (enfüs ve âfâk)”, peygamberleri desteklemek üzere Allah’ın onlara lutfettiği mûcizelerde ve vahiy yoluyla yapılan “sağlam delillere dayalı sözlü açıklamalar”da görülmektedir.

Bu âyet gerçek mâbudu arayanlar için eşsiz ve başka hiçbir kaynaktan elde edilemez bir açıklamadır, delildir.

Allah varlığı ezelî, ebedî, zaruri ve kendinden olan, her şeyi yaratan, her şeyin mâliki ve mukadderatının hâkimi, her şeyi bilen ve her şeye kadir olan… yüce mevlânın öz ismidir. Bu öz isim zikredildikten sonra hem O’nun vahdâniyeti (birliği, tekliği) hem de İslâm’ın getirdiği imanın tevhid (Allah’ı birleme, bir bilme) özelliği açıklanmak üzere “O’ndan başka tanrı yoktur” buyurulmuştur.

Müşrikler elleriyle yaptıkları putlara tapmakta idiler. Bunlar cansız eşyadan yapılırdı. Canı bile olmayan varlığın ilâh olamayacağını ifade etmek üzere hemen arkasından “O diridir” buyurulmuştur. Evet Allah diridir, O’nun hayat sıfatı vardır ve tıpkı diğer isimleri ve sıfatları gibi bunun da mahiyetini ancak kendisi bilmektedir.

Gerek Araplar’daki gerekse diğer kavimlerdeki müşriklerin çoğu büyük bir Allah’a inanmakla beraber bunun yanında –her birine bir işlev tanıdıkları– sözde tanrılara inanmışlardır. Bu inanç tevhide aykırıdır. Tevhidi açıklayarak başlayan âyet, Allah Teâlâ’nın “kayyûm” sıfatını zikrederek “küçük, aracı, özel görevli… tanrılar”a gerek bulunmadığını ifade etmektedir. Çünkü kayyûm, “bütün varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir an bile onları bilgi ve ilgisi dışında tutmayan” demektir.

“Onu ne uyku basar ne uyur” cümlesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiştirmekte ve biraz daha anlaşılmasını sağlamaktadır. Uyku basan veya fiilen uyuyan birinin gözetim, yönetim, koruma gibi işleri yerine getirmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ’nın kayyûmluğu kâmil ve kesintisiz olduğuna, daha doğrusu kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine göre O’nu ne uyku basar ne de uyur.

Yerde ve gökte ne varsa –başka hiçbir kimseye değil– O’na aittir; yaratanı da gerçek sahibi de O’dur. Âyetin bu mânayı ifade eden parçası “Yalnız O’na aittir” kısmıyla tevhidi öğretirken “başkasına değil” mânasıyla de şirkin çeşitlerini reddetmektedir.

Çünkü müşrik toplumlar varlıkları yaratılış, aidiyet ve yetki bakımlarından çeşitli tanrılar arasında paylaştırmışlar; meselâ yıldız, gök, yer… tanrılarından söz etmişlerdir. “Yerde ve gökte” tabiri Arapça’da “bütün varlıklar” mânasında kullanılmakta, adına yer ve gök denilmeyen veya maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir.

Allah’a ortak koşan kâfirlerin bir kısmı, bu ortakların O’na denk olduklarına değil, O’nun nezdinde reddedilemez şefaat, geri çevrilemez aracılık hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu anlayış içinde tapınmaktadırlar. “Allah katında, O izin vermedikçe hiçbir kimse şefaat edemez” mânasındaki cümle bu inancın asılsızlığını ortaya koymakta; şefaatin de izne bağlı bulunduğunu, O izin vermedikçe ve dilemedikçe kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını özlü ve etkili bir şekilde zihinlere yerleştirmektedir.

Allah katında kendisine şefaat izni verilenlerin durumu ve yetkileri, ödül törenlerinde ödülleri vermek üzere kürsüye çağrılan şeref konuklarınınkine benzemektedir. Ödülün kime verileceğini bilen ve belirleyen onlar değildir. Ancak bu merasimi tertipleyenlere göre onlar, şerefli, saygıya lâyık, büyük kimseler olduklarından kendilerine böyle bir imtiyaz verilmiştir. Allah katında şefaatlerine izin verilecek olanlar da Allah’a yakın ve sevgili kullar olacaktır.

ayetel kürsi meali ve tefsiri

Allah’tan başka bütün şuur ve bilgi sahiplerinin bilgileri sınırlıdır, doğru da yanlış da olmaya açıktır. Bu genel gerçek şefaat meselesine uygulandığında kimin şefaate lâyık olduğunun da ancak Allah tarafından bilineceği anlaşılır. Çünkü dış görünüşü (mâ beyne eydîhim) itibariyle şefaate lâyık görülenlerin, kullar tarafından görülemeyen ve bilinemeyen iç yüzleri (mâ halfehüm) itibariyle böyle olmamaları mümkündür. Allah birdir ve yalnızca O ibadete lâyıktır; çünkü O’ndan başka olmuşu, olacağı, gizliyi, açığı, geçmişi, geleceği, görüleni, gaybı bilen yoktur.

Kürsî (kürsü), “koltuk, sandalye, taht” anlamlarına gelir. Mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mülk mânalarında da kullanılmaktadır. Allah Teâlâ’nın üzerine oturulan maddî alet mânasında kürsüsü olamayacağından –bu O’nun bizzat açıkladığı yüce sıfatlarına aykırı düştüğünden– burada kürsüden bir başka mânanın kastedilmiş olması gerekir.

Esasen Kur’an’da Allah’a nisbet edilen, “Allah’ın…” denilen her şeyi, O’nun varlığına dahil veya kullandığı bir şey olarak anlamak da doğru değildir. Meselâ “Allah’ın evi, Allah’ın ruhu, Allah’ın emri, Allah’ın kölesi” tamlamalarında Allah’a ait olan şeyler böyledir. Bunlar ne O’nun varlığının bir parçasıdır ne de kullandığı araçlardır; önem ve şereflerinden dolayı O’nun” diye tanımlanmışlardır.

İbn Abbas’a göre kürsüden maksat ilimdir. O’nun ilmi her şeyi kaplar. Âyetin bu kısmını, “kürsüden maksat O’nun hükümranlığıdır ve buna sınır yoktur, hiçbir şey O’nun dışında kalamaz” veya “Allah semavatı, arzı, arşı Kur’an’da zikretmiş, fakat bunlardan maksadın ne olduğunu açıklamamıştır. Kürsüsü de böyle bir varlıktır, yerleri ve gökleri içine alacak kadar geniştir. Ne ve nasıl olduğunu ise ancak kendisi bilmektedir” şeklinde anlamak mümkündür.

Yüce, kâmil, eşsiz sıfatlarının bir kısmı âyette zikredilen yüce Allah’a, kulların sonsuz gibi gördükleri kâinatı korumak, gözetmek ve yönetmek elbette güç gelmeyecek, O’nu yormayacak, meşgul bile etmeyecektir. Çünkü O yücelerden yücedir, kimse bilmez nicedir.

[Tefsir için Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 398-401]

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP